21 Mart Yeniden Doğuş

57 Görüntüleme
5 Dak. Okuma

Cemre düştü kara kışı yeşertmek için dünyaya
Değişmedi havayı suya, suyu toprağa
Hepsi bir olmalıydı yan yana, kol kola
Tıpkı ben gibi, sen gibi, biz gibi.

Coğrafi Açıdan 21 Mart

Gün dönümü, ilkbaharın habercisi ve sıcakların zamanla artmasına işaret eder. Güneş ışınlarının Ekvator’a dik vurduğu andır. Böylece Kuzey Yarımküre’de ilkbahar, Güney Yarımküre’de sonbahar başlangıcı ilan edilir.

Türk Tarihi Açısından 21 Mart

Nevruz kelimesi, Farsçadaki “nev” (yeni) ve “ruz” (gün) kelimelerinin birleşiminden türetilmiştir ve “yeni gün” anlamına gelmektedir. Nevruzun başlangıç tarihi 21 Mart’tır. Bu şenlikler, geniş bir coğrafyaya yayılmış, çeşitli kültürlerde yer almıştır. Tarih boyunca da bütün Anadolu, çeşitli adlarla nevruzu kutlamıştır. Bu, tarihî ve edebî kaynaklarca sabittir.

İlk defa Kaşgarlı Mahmut tarafından yazılan “Divan-ü Lügat-it-Türk”te “yeni gün (nevruz)” şeklinde kaydedilmiştir. Nizamül-Mülk, “Siyasetname” adlı kitabında nevruzun yılbaşı olarak kabul edildiğini ve Türklerin bu bayramı büyük bir coşkuyla kutladıklarını ifade etmektedir. Ömer Hayyam (1045-1131), “Nevruzname” adlı eserinde yine Türklerin Nevruz Bayramı’ndan bahsetmektedir. Ömer Hayyam’a bir takvim hazırlatılmıştır ve bu takvimin başlangıcı da 21 Mart olarak alınmıştır. Nizami Gencevi, “İskendername” adlı eserinde M.Ö. 350 yıllarında nevruzun Türkler tarafından büyük bir halk bayramı olarak kutlandığını belirtmiştir.

Nevruz, Ergenekon’dan çıkış bayramıdır. Demiri ateşe verip küllerinden doğan milletin, bahar gibi tabiatı uyandıran bir mevsimle özdeşleşip yeniden dirilişi temsil etmiştir. Bir diğer adı da Ergenekon Bayramı olmuştur. Bahar ve bereketi, yeni yıl ve yılın başlangıcını çağrıştırır. Türk kültüründe yaşama sevincini, su ve kutsal arınmayı, yenilenmeyi, uyanan doğa ile birlikte bolluk, bereket ve üremeyi simgeleyen anlam ve ögelerle yüklüdür.

İslamiyet sonrası da nevruz, kendine yer edinebilmiştir. Allah (c.c), yeryüzünü 21 Mart’ta yaratmıştır. Yine Hz. Âdem’in (a.s.) çamurdan yoğrulduğu, Âdem ve Havva’nın buluştukları, Nuh’un (a.s.) gemisinin karaya vardığı, Yusuf Peygamber’in (a.s.) kuyudan kurtarıldığı, Hz. Musa’nın (a.s.) asasıyla Kızıldeniz’i yardığı gün, Hz. Muhammed’in (s.a.v.) peygamber olduğu gün olarak kabul edilmiştir. Ayrıca, Hz. Ali’nin (r.a.) doğum günü ve halife olduğu gün, Hz. Ali ile Hz. Fatma’nın evlendikleri gün, Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin’in doğduğu gün, Kerbela olayının olduğu gün olarak kabul edilir.

Türk Edebiyatı Açısından 21 Mart

Klasik edebiyatımızda nevruzu işleyen nazım türüne “Nevrûziyye” denir. Nevrûziyyeler, nevruz bayramını kutlamak için yazılırlar. Şairlerin nevrûziyyeler karşılığında aldıkları caizeler de (para) nevruza benzetilir; ihsanlar, nevruz güneşinin cömertliğiyle ifade edilir. Nevrûziyye, kendine özgü bir tür olarak da yazılır. Bahariyeler içerisinde de yer alabilir. Hemen bütün nazım şekilleriyle yazılmış nevrûziyyeler mevcuttur. En yaygın olanları gazel ve kasidelerdir. Kasidelerin ise genellikle teşbib bölümlerinde işlendiğini görürüz. Diğer nazım şekillerinde ise nevruzun beyit veya bentlerde ele alındığını görürüz.

Klasik dönem şairleri, baharın gelişi, cihanın tazelenişi, çiçeklerle bezenişi, tabiatın âdeta yeniden dirilişini ve yapılan eğlenceleri yazmışlardır.

Örnekler:

Erişdi bahâr oldı yine hem-dem-i nev-rûz
Şâd itse nola dilleri Câm-ı Cem-i nev-rûz (Nef’î, Divan)
(Bahar erişti, nevruzla aynı ana geldi. Bizim gönüllerimizi de nevruzun Cam-ı Cem’i açsın.)

Nevrûz coşkusu içinde Cam-ı Cem de murat kadehi olarak düşünülür. Nevruz ile Cam-ı Cem ilişkisi, ikisinin de mest edici etkisinin yanında, şarabın mucidi olan Cemşid’in tahta çıkış tarihi olmasıyladır.

Gerçi söz bagında çok nev-rûz olur güller biter
Bir gülistandan nişan virmege birkaç gül yiter (Ahmet Paşa)
(Gerçi, söz bağında çok nevruz olur, güller biter. Ama bir gül bahçesinden örnek olarak bir gül yeter.)

Çiçeklerin şahı güldür. Sözün en güzeli de nevruz gülüne benzetilir.

Dîvân ider vakt-i seher nev-rûz-ı sultânî meger
Devrân ufukdan gösterür taht-ı zümürrüd tâc-ı zer (Bâkî)
(Sanki nevruz sultanı seher vakti divanı toplamış gibi, zaman ufuktan zümrüt taht ve altın taç gösterir.)

Nevrûz; divanı toplayan sultana, gökyüzü zümrüt tahta, güneş altın taca benzetilmiş.

Devr-i ‘adlüñde mübâhat eyleyüp dir rûzgâr
Kim bu günler ‘ıyd u nev-rûz zamânumdur benüm (Nef’î)
(Senin adaletli devrinde rüzgâr bile övünerek “Bu günler benim bayram ve nevruz zamanlarımdır.” der.)

Nevruz günü, 21 Mart’ta gece ve gündüzün eşit olmasından dolayı adaletle hükmeden sultan veya kadı olarak ele alınır.

Cumhuriyetin ilk yıllarında da kendi kimliğini, kişiliğini, millî benliğini kazanan bir milletin tarihi ile bütünleşmesini sağlamak amacıyla eserler kaleme alınmıştır. Ergenekon Destanı ile Milli Mücadelenin benzerliği hatırlatılmaya çalışılmıştır. Buna örnek olarak da Behçet Kemal Çağlar’ın “Ergenekon” isimli piyesini verebiliriz.

Toprağı ısıtıp doğayı, baharın gelmesi için teşvik eden güneşin dünyadaki temsilcisi, arınmanın, yeniden doğmanın bir diğer ismi olan ateşin, sadece bir gelenek olarak değil tüm gönüllerde baharla birlikte yakılması dileğiyle…

Bu İçeriği Paylaş
Bağlantılar:
Öğretmen Yazar
Yorum yap

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Exit mobile version