Hepimiz bir noktada açlık hissiyle boğuşmuşuzdur. Ancak fiziksel açlık, yalnızca midemizin guruldamasıyla ilgiliyken, duygusal açlık, ruhumuzun bir tür açlık hali gibidir. O, yemekle, alışverişle ya da sosyal medya ile geçiştirilmek istenen bir boşluktur. Ama bu, bir gün olsun doymayan bir açlık türüdür.
Peki, hepimiz neden bu kadar fazla duygusal açlık yaşıyoruz? Bir şeylerin eksik olduğunu hissediyoruz, değil mi? Sürekli daha fazlasını arıyoruz, daha çok beğeni, daha çok takdir, daha fazla başarı… Ancak bu, bize ne kazandırıyor? Gerçekten tatmin ediyor mu? Duygusal açlığın ardında, genellikle farkında bile olmadığımız, derin bir boşluk yatıyor.
Çocuklukta Başlayan, Yetişkinlikte Devam Eden Bir Boşluk
Psikoloji literatüründe, çocukluk dönemi büyük bir öneme sahiptir. Çünkü her birimiz, gelişimsel açıdan en çok bu dönemde şekilleniriz. Sevgi ve güven duygusu, çocukluk yıllarında aldığımız bir besin gibi büyütülmesi gereken bir şeydir. Eğer bu duyguları yeterince almazsak, ne yazık ki büyüdüğümüzde bu eksikliklerin etkilerini taşırız. Ve işte o zaman, duygusal açlık başlar.
Yetişkinliğe adım attığımızda, farkında olmadan bu eksiklikleri doldurmak için farklı yollar ararız. Bazen bir tabak makarna, bazen sosyal medyada bir “beğeni” ya da bazen de alışverişte geçirilen saatler… Bir süreliğine rahatlasak da, bu açlık her defasında geri gelir. Yani, fiziksel açlık gibi “doğal” bir şey değildir bu. Her ne kadar dışarıdan bakıldığında “tamam” denilecek bir şey gibi görünse de, içsel bir boşluk olduğunu hissetmek biraz daha karmaşıktır.
Duygusal Açlık Ne Zaman Peşimize Takılır?
Çoğumuz bunun ne zaman ortaya çıktığını bile fark etmeyiz. En basitinden bir stres anında ya da yalnız hissettiğimizde, yemekle, alışverişle, aşırı sosyal medya takibiyle kendimizi oyalamaya başlarız. Bunu çoğu kez bir çözüm olarak görürüz. Ama o anın geçici rahatlığı dışında, gerçekten içsel bir çözüm bulmuş muyuzdur?
İçsel bir boşluğu doldurmaya çalışırken, geçici bir tatminin ardından duyduğumuz suçluluk duygusu da cabasıdır. Tıpkı, bir kutu çikolatanın bitmesinin ardından gelen o anlık rahatlama ile, sonrasında içimizi kemiren huzursuzluk gibi. Gerçek tatmin, bu gibi anların çok ötesindedir.
Gerçek Doyum Nerede?
Duygusal açlığın farkına varmak, aslında bir nevi kendimizle yüzleşmektir. Eğer ruhumuz bir şeylerle doldurulmaya çalışıyorsa, bunu çözmek için öncelikle kendimize “Neden?” sorusunu sormamız gerekir. Bir an durup, gerçekten aç olup olmadığımızı sorgulamalıyız. Çoğu zaman, gerçek açlık mideyle değil, duygularla ilgilidir.
Bununla başa çıkmanın yolu, duygusal açlığın kaynağını anlamaktan geçer. Örneğin, yalnız hissettiğinizde yemek yerine bir arkadaşla konuşmak, bir süreliğine yalnız kalmak, meditasyon yapmak veya hatta bir yürüyüşe çıkmak, kendinizi daha sağlıklı bir şekilde beslemenize yardımcı olabilir. Kısacası, kendimizi doğru şekilde tanımak, duygusal ihtiyaçlarımıza daha bilinçli bir şekilde yaklaşmamıza olanak sağlar.
Sonuçta: Ruhumuzu Ne Besliyor?
Duygusal açlık, sadece bir yeme içme meselesi değil, içsel bir dengenin kaybolması meselesidir. Kendi boşluğumuzu anlamadığımız sürece, başka hiçbir şeyle doyamayız. Gerçek doyum, dışsal faktörlerden değil, içsel bir farkındalıktan gelir. Bizi tatmin edebilecek olan şey, içsel bir huzur ve dengedir. Modern dünyanın dayattığı “daha fazlası”na kapılmadan, gerçekten neye ihtiyacımız olduğunu keşfetmek, duygusal açlığımızı doyurmanın en sağlıklı yoludur.