Huzurevi Penceresinden Ramazan Bayramı

45 Görüntüleme
3 Dak. Okuma

Bayramlar, sıcacıktır, içimizi ısıtır. Küçük bir çocuğun gülüşü kadar masum ve huzurludur. Elimize tutuşturulan şekerler kadar rengarenktir.

Peki, herkes için öyle midir? Herkes için kalpleri huzurla dolduran günler midir? Mesela bir huzurevinde nasıl başlar bayram sabahı? Hali hatırı sorulması unutulan büyüklerimiz nasıl hisseder?

Neden bilmiyorum ama bu bayram, bu tatsız sorularla doldu kalbim. Kalbim, beynime; beynim, kalemime sordu.
Hadi gelin, bayramı huzurevi penceresinde kalbi kırık şekilde karşılayan büyüklerimizin gözünden Bayram ne demekmiş, beraber okuyalım…

***

Pencereye yaklaşıyorum, dışarıda caddeler neşeyle dolu. İnsanlar birbirlerini bayramlaşıyor, çocuklar koşuyor, herkes mutlu. Bir an, kendimi kaybolmuş gibi hissediyorum. Yalnızım ama bayramın ruhunu içimde arıyorum. Gönlümde bir eksiklik var; çocuklarımın sesini, torunlarımın gülüşmelerini duymak istiyorum. Ama onlar uzak, her şey uzak.

Ramazan Bayramı sabahı, huzur evinin sessizliğinde bir başka başlangıçtır. Günün ilk ışıklarıyla birlikte herkes uyanmış, ama herkes bir başka dünyada gibidir. Benim gibi yalnız kalanlar, eski bayramları, çocuklarımın küçük elleriyle bayram harçlıklarını kabul edişini hatırlarken, bu sabah bir garip. O eski bayramlarda, evdeki kalabalık, mutfakta pişen yemeklerin kokusu, kapı çalan komşularım… Ne çok şey varmış. Şimdi ise, yalnızım.

Günler geçtikçe alıştım buraya. Huzur evinin duvarları bana alışkanlık oldu. Ama bayramda, bu yalnızlık bir başka acı veriyor. Eskiden her bayramda, kapıma gelen misafirlerle birlikte sofralar kurar, birbirimize “Bayramınız mübarek olsun” derdik. O anlarda dünya sadece o anın etrafında dönerdi. Şimdi, tek başıma, bayramı içimde hissetmeye çalışıyorum.

Bazen, çocuklarımın beni arayacağını umuyorum. Bir telefon, bir mesaj… Ama çoğu zaman, o beklediğim telefon gelmiyor. Zamanla öğreniyorsun ki, bazen bayram, sadece takvimdeki bir işaret olur. Belki de bayramlar, yalnızlığın en derin şekilde hissedildiği zamanlardır. Ama yine de umut ediyorum. Bir gün, belki çocuklarım bir bayramda kapımı çalar, ellerimi öperler, “Anne, bayramın mübarek olsun” derler. O an, bütün yalnızlıklar silinir, içim huzurla dolar.

Huzur evi çalışanları ve gönüllüler, elbette iyi insanlar. Beni unutmuyorlar, sohbet ediyorlar, ufak hediyelerle gelerek biraz olsun bu yalnızlığı hafifletmeye çalışıyorlar. Ama onların ellerinden gelen tek şey, ne kadar şefkatle yaklaşsalar da, bir kapı çalınması kadar gerçek olamaz. Gerçek bayram, sevdiklerimle, çocuklarımın yanında, bir arada olduğum zaman olurdu. Şimdi ise, eski bayramlardan kalan anılarla yetiniyorum.

Bayram, bir anlamda, sevdiklerimin beni hatırladıkları zaman, bir telefonla ya da bir ziyaretle kendimi değerli hissettiğim bir zaman dilimi olmalıydı. Ama bugün, burada, huzur evinin odasında yalnızım. Yine de, içimde bir umut var. Belki bu bayram, küçük bir fark yaratır. Belki birisi beni hatırlar. Bir telefon, bir el sıkışma, bir “Bayramınız mübarek olsun” derken, içimdeki yalnızlık biraz olsun azalır.

Yalnızlık, ağır bir yük; ama bazen içindeki sevgi, umut ve küçük bir hatırlanma, bu yükü hafifletebiliyor. Bayramda, insanın kalbini en çok ısıtan şey, sadece bir arada olmak değil, hatırlanmak, sevdiklerinin bir anlığına bile olsa yanında olduklarını hissettirmeleridir. Belki bu bayramda da birisi gelir. Belki…

Bu İçeriği Paylaş
Bağlantılar:
Yazar
Yorum yap

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Exit mobile version