Nedir kendi dilimizle konuşamamak? Bir insan başkasının diliyle, başka birinin ağzıyla nasıl konuşur ki?
Evet, insan daima başkasından etkilenebilir. Sosyal olarak herkes bir başkasından etkilenerek düşünce yapısını geliştirir ya da farklılaştırır. Herkes birbirine bir şeyler katar ya da alır. Bu insan olmanın gereğidir. Kimse tek başına özgün kalamaz, mutlaka fikir altyapısını konuştuğu, fikir alışverişi yaptığı, dinlediği insanlar oluşturur. Bu normal olandır zaten. İnsan sosyal bir varlık olduğu için mutlaka herkesten bir şey kapar. Atalarımızda ne buyurmuş: “Akıl akıldan üstündür…”
Buraya kadar her şey normal. Herhangi bir terslik yok. Yanlış yok. Lakin yanlış olan şu: Bir insan kendi öz benliğini bırakır da sadece ve sadece başkasının kelimeleriyle konuşursa, kendi aklını, fikrini bir yana atarsa, bu kendi kul hakkına girmiş olur, kendini unutup başkasını kendinin yerine koymuş olur. Burada yapmamız gereken, tabi ki herkesi dinleyip, herkesten fikir alıp, yine kendi beynimizde bunları özümseyip kendi fikir altyapımızı oluşturup, kendi ağzımızla, kendi dilimizle konuşmak, gereksiz bilgileri çöpe atıp bize faydalı olan bilgileri kullanmaktır.
Ne yazık ki dünyada birileri dünyaya bir şeyler fısıldıyor ve herkesin aynı kelimeleri kullanmasını istiyor. Hatta buna insanlığı zorluyorlar. Mecburen bizim kelimelerimizle konuşacaksınız, diyor. Bizim gibi görecek, bizim gibi duyacaksınız, diyor. İnsanlığı daraltıyor. Beynimizi işgal edip gelişmemizi engelliyor. Farklı fikirlere kapalı olacaksınız, diyor. Bizim kelimelerimizle, bizim ağzımızla konuşmayanlar susacak, diyor. İnsanlığı tek bir ağıza mecbur ediyor.
Mesela dünyada bir tabir vardır, herkes onu kullanır: Ortadoğu…
Nedir bu Ortadoğu? Kime göre orta, kime göre doğu? Dünyada kaç tane ülke olduğunu düşünürsek, kime orta, kime doğu? Türkiye’ye göre Ortadoğu, orta mıdır, doğu mudur? Osmanlı’da bu bölgeye “Bilad-üş Şam” denirdi. Ya da Hicaz Bölgesi denirdi. Ben illaki Osmanlı’da kullanıldığı gibi diyelim demiyorum ama neden dünyadaki bazı aklı evvellerin dediğini aynen alıp kullanıyoruz? Ortadoğu denilen bölge Türkiye için orta değildir, yakındır. Bence bu bölgeye kendi açımızdan “Yakın Doğu” diyebiliriz. Kendi kelimelerimizle konuşabiliriz. Bunun gibi nice örnekler verebilirim. Kendi ağzımızı, kendi dilimizi unutup bizi bir şeye zorluyorlar, beynimizi ele geçirmişler, dilimizi de ele geçirmişler. Ne beynimiz kaldı, ne dilimiz, ne aklımız, ne de ağzımız.
Mesela her yerde söylüyorum, hatta her gence tavsiye ediyorum. Her çocuğa, talebeye söylüyorum: Evinize mutlaka dünya haritası asın. Amma bu haritayı düz asın ya da ters mi demeliyim? Harbi haritanın düzü tersi olur mu? Ya da şöyle söyleyeyim, dünyanın tersi düzü var mı? Nerede harita görsem hep aynı; kuzey yukarıda, güney aşağıda, doğu sağda, batı solda.
Neden? Neden kuzey deyince aklımıza yukarısı geliyor da, güney deyince aşağısı geliyor? Dünyanın yukarısı, aşağısı mı var? Yoksa birileri haritada coğrafi olarak bizim aklımızı mı görsel olarak engelledi?
Haritayı ters assak ya da istediğimiz gibi nasıl olur? Biraz da onlar aşağıda kalsın. Aranızda bana gülenler oluyordur, biliyorum. Yunus saçmalama diyenler de çıkıyordur ama ne yazık ki bizim algımızla oynuyorlar. Biz bunun farkında değiliz. Dünyayı onların bize gösterdiği şekliyle öğrenmek zorundayız. Öyle istiyorlar. Bence güney yukarıda olmalı, kuzey aşağıda. Doğu solda olmalı, batı sağda.
Dediğim gibi örnekleri çoğaltabilirim ama maksadım anlaşıldıysa uzatmaya gerek yok. Dünyada bazı tabuları yıkmamız gerekiyor. Kendi dilimizi kullanmamız, kendi görsellerimizi, kendi beynimizi kullanmamız gerekiyor. Yoksa başkasının ağzıyla konuşmaya devam ederiz. Bu da ne insanlığa yakışır, ne de Müslümanlığa.
Vesselam…