Burası mahallenin ayakta duran tek, alçak yüksekliğe sahip yeri. Zamanında daha az katı bulunan yapılar olduğundan, gökyüzüne rahatlıkla bakıp güzel rüyalara dalabiliyorduk. Ancak insanlar göklerin hakimi olmak isteyince işin rengi tamamen değişti ve tadı kaçtı. Gökdelenler yükselmeye başlayınca mecburen ben de parka sığındım. Kimi dostlarım havai fişeklerden etkilendi de bana neden kol kanat germediğimi çok sordular. Ancak insanlar buna izin vermiyorlardı. Bırak izin vermeyi, benim nefes almam dahi fazla geliyordu. Ne vardı da güzelim köyleri yok ettiniz? Otlak bir yerde yaşamaya dahi razıydım ben. Ama olur mu? Oraların güzelim binalarla tanışması gerek! Mahzun mahzun baksam da bir iğneyle her şey hallolur. Sonrası derin bir uyku… Belki diğer dostlarımla da karşılaşırım da onları görmek iyi gelir bana. Arada sırada yaşı kurusunu ayırt etmeden mama verirler de mutlu olurum. Ancak mutlu olmaya kalmadan bazen koca koca amcalar tekmeler ekmek yediğim kabı. Bilmiyorum, içlerinde zehir mi salgılanır ama kötü oldukları kesindir. Kafa şişirme desen, bazen acı çekince yaparım. Ama öyle böyle değil… Sonra küçük bir çocuk gelir, benimle oyun oynamak, pati uzatmamı isteyince geçer. Bu hayattan çok bir şey beklemiyorum fakat en azından böyle çocuklar çoğalsın isterim.
Yanıma bazen kötü ruhlu insanlar gelince hep hatırlatır bana katledilen arkadaşlarımı. Kimisi yavru bir bedenden ölü bir bedene yolculuk etmiştir, kimisi ise annesinden kopartılıp diğer tarafa gitmiştir. Ama dedim ya, en çok kuş dostlarıma üzülüyorum. Birkaç kişi gökyüzünde eğlensin diye havaya atılan renkli katiller yüzünden, sesleri bile duyulmadan ölüp gidiyor. Sonra insanlar alkış tutuyor. Bu parkı da özellikle seçip yapıyorlar galiba, ben daha fazla üzüleyim diye. Kalın kalın harflerle yazmışlar “insani değerler”i ama birçoğunun bunlardan nasıl nasiplendiğini çok iyi biliyorum.
En son yanıma birkaç köpek geldi, Şirin’i sordular bana. Çok güzel patileri vardı, sanırım benden daha yakışıklı oldukları kesin. Fakat ben hiçbir şey söylemek istemedim. Bağıra çağıra havlamaya başladım. Ancak hiç kimse oralı olmadı, hatta çoğu eline aldığı telefonla videolar çekmeye başladı. İlk başta dişlerimi hissetmemeye başladım. Sonra yavaş yavaş patilerimi ve en son kuyruğumu… Kopunca olanca gücümle insanlara bağırmaya çabaladım. Ancak hiçbiri kılını dahi kıpırdatmadı. Hatta birisi önüme kemik attı, sanki dişlerimin çok gücü varmış gibi. İliklerime kadar, hiçbir canlı vasfını taşımadıklarını sonuna kadar hissettirdiler bana. Yuvarlak, kocaman elleriyle bana saldırmaya başladılar bu defa. Ancak dayanacak gücüm kalmadı artık. Parkı yıkıncaya değin burada kalmaya devam edeceğim. Tabii ben parktan önce diğer tarafa gitmezsem ve Şirin’i görebilirsem…
Upuzun bir uykuya daldım. Burası çok güzel, herkes birbirine sımsıkı sarılıyor. Burada bir sürü park var, hep arkadaşlarıma mama atan insanlar da… Üstelik hepsinin adı var. Kimi cesaretinden “Yaman” ismini, kimisi ise patisinde inci boncukları olduğundan “Takışık” adını almış. Bana “Hayali” adını verdiler, sürekli olarak bir şeyler yazıp okuduğumdan. Şirin geliyor, yanında kuş arkadaşlarımızı da getirip… Onlar da çok mutlu artık, o fişeklerden kurtuldukları için. Hem burada çocuklar, kadınlar hep güvende yaşıyorlar. Üstelik buradaki amcalar sürekli olarak patilerimizi dahi seviyorlar. Ancak bu uykudan uyanmak istemiyorum, tabii beni bu parkımda gerçek bir iğneyle uyutmazlarsa…
NOT: Tüm İslam âleminin Ramazan Bayramı’nı en içten dileklerimle kutlar, hayırlara vesile olmasını dilerim. MUTLU BAYRAMLAR…