Nevruz Bayramı Anılarımda

103 Görüntüleme
8 Dak. Okuma

Nevruz Bayramı…

Çocukluğumun unutulmaz anılarıyla dolu bir bayram…

Bu bayramın gelişini nasıl hasretle beklerdik.

Bu yazımda Nevruz’un dünya ülkelerinde nasıl kutlandığından veya bu bayramın tarihçesinden bahsetmeyeceğim. Sizlerle paylaşacaklarım; benim çocukluğumun, ergenliğimin, gençliğimin yadigârı olan, unutulmaz hatıralarımı barındıran bir bayram hakkında olacak.

Memleketim Azerbaycan’da, doğup büyüdüğüm Lenkeran şehrinde Nevruz Bayramı bir başka kutlanırdı ve hâlâ da kutlanıyor. Doğru, şimdi eski örf ve adetler yavaş yavaş unutulmaya başladığı gibi, Nevruz Bayramı’nın da bazı özellikleri unutuluyor. Ama her şeye rağmen Nevruz, halkımızın seve seve kutladığı bir bayram olarak kalıyor.

Bu bayram günlerinde kimse kimsenin kalbini kırmaz, imkanlı, fakir, işçi, memur arasında hiçbir ayrımcılık yapılmazdı. Herkesin kalbinde sanki sevgiden bir taht kurulurdu. Küs olanlar barışır, kalp kıranlar kırdıkları kalp sahibinden özür diler, o insandan onu affetmesini isterlerdi.

Olumsuzluğa odaklanmayalım. Nevruz’u nasıl seviyorduk, ona nasıl aşıktık, onu anlatayım.

Önce Nevruz Bayramı’nın gelişinden haber veren dört Çarşamba’mız hakkında kısa bir bilgi vermek istiyorum. Çünkü bu önemli.

Çarşamba (Türkiye’de Salı) gününe Türk milleti farklı anlamlar yüklemiştir.

Nevruz’dan önceki son dört Çarşamba’ya Azerbaycan kültüründe ayrı bir önem verilir. Nevruz, yaratılışın aşamalarını simgeleyen dört öğeyle (su, ateş, hava ve toprak) ilgili kutlama geleneklerini içerir.

Su Çarşambası: Nevruz’un ilk Çarşamba’sı sayılan Su Çarşamba’sına “Ezel Çarşamba” da denilmektedir. Bugünde su havzalarında düzenleme çalışmaları yapılır, su kaynakları ve kuyular temizlenir. Henüz gün doğmadan tüm insanlar nehirlere, kuyulara veya çeşmelere gider. Önce ellerini yüzlerini yıkar, sonra su üstünden atlar, yaralılar yaralarına su sürer. İnsanlar birbirlerinin üzerine su serperler. O gün sudan geçenlerin yıl boyunca hastalığa yakalanmayacağına inanılır.

Od (Ateş) Çarşambası: Bu gelenek, eski Türklerin Güneş’e ve ateşe olan kutsal inancından veya saygısından kaynaklanmaktadır. Geleneklere göre, bugün ateş yakılarak ateşin üzerinden atlandığı takdirde insanın içinde bulunan tüm kötülük ve çirkinliklerin yok olacağına inanılır.

Yel (Rüzgâr) Çarşambası: Bugün esen sıcak veya ılık rüzgârlar, yazın gelişini insanlara ve doğaya haber verir. Uyanan yel, daha önceden uyanmış olan suyu ve ateşi harekete geçirir. Nevruz şenliklerindeki “Yel Baba” töreni, geçmiş çağlardaki Yel Tanrısı inancı ile ilgilidir.

Toprak Çarşambası: Ona “Toprak Çarşambası” veya “Yılahır Çarşamba” da denir. Nevruz öncesindeki son Çarşamba gününde nihayet toprak uyanır, nefes almaya başlar. İnanca göre toprak artık tarıma hazır olduğu için ona tohum serpilebilir. Söylentilere göre geçmiş çağlarda kişilerin gıda kıtlığından eziyet ve sıkıntı çektikleri bu günde Su, Ateş ve Yel bir araya gelerek Toprak Hatun’un yeraltı tapınağına konuk olarak giderler, ondan yiyecek isterler ve böylece uyumakta olan toprağı uyandırırlar.

Nevruz Bayramı başlayana kadar bu dört Çarşamba’da bayram sofrası kurulur. Bu bayrama özel renkli mumlar yakılır, tatlılar, şekerler, kuru yemişler ve Nevruz’un gelişinden haber veren bayram çöreklerimiz olan şekerbura, şekerçörek ve baklava masayı süsler.

Nevruz Bayramı akşamında olduğu gibi Yılahır Çarşamba’da da kulak falına çıkılır. Herkes, kulak pustuğu evden iyi sözler ve hoş haberler duymayı Allah’tan dilerdi. Genç kızlar niyet edip filizlenen Semeni’den (buğday, nohut ve mercimekten hazırlanan Nevruz bitkisi) keser, yastıklarının altına koyarlardı ki rüyalarında kiminle aile kuracaklarını görsünler. Ertesi gün rüya görenler, görmeyenlere kendi rüyalarını hayallerine uygun hâlde süsleyerek anlatırlardı.

Yılahır Çarşamba akşamında biz de mahalle ve okul arkadaşlarımızla birlikte kulak falına çıkar, komşuların ve akrabaların evlerine papak (şapka) veya küçük torbalar atardık. Ev sahipleri de onları renkli yumurtalar, şekerler ve tatlı bayram çörekleriyle doldururlardı. Bizler de mutluluktan uçarak evlerimize koşardık.

Bu bayramın güzelliği neydi biliyor musunuz?

Çarşamba akşamı papak atmadan önce akşamleyin ateş yakardık. Ateşin üzerinden atlarken bağrışarak, “Ağırlığım, uğurluğum, hastalığım, ne kötü hâlim varsa hepsi bu ateşte yansın!” derdik.

Yılahır Çarşamba akşamında herkesin masasında tere yemeği (kimi ıspanaktan, kimi de çölde biten tere adlı sebzeden yapardı), levengili balık ve pilav olurdu. Nişanlı kızların evine damadın evinden bayram bohçası götürülürdü. Bohçaya çeşit çeşit bayram nimetleriyle beraber balık da konulurdu. Balığın ağzına ise gelin için altın konulurdu. Damadın ailesinin durumuna uygun olacak şekilde ya yüzük, ya kolye ya da bilezik hediye edilirdi.

Çarşamba’nın ertesi günü sabahın erken saatlerinde uyanır, hatta bazılarımız heyecandan uyuyamaz, sabahın açılmasını beklerdik. Kalkınca yeni kıyafetlerimizi giyer, Nevruz bardaklarımızı alıp velilerimiz, komşularımız ve arkadaşlarımızla nehir kenarına giderdik. Eski kıyafetlerimizden, çoraplarımızdan yanımıza alır, akar suya bırakarak, “Ağrımı, acımı, sorunlarımı akar suya bırakır, yeni yılda daha güzel günlere kavuşmak isterim” derdik.

Ninelerimiz, annelerimiz ve akrabalardaki kadınlar bir eve toplanır, bayram tatlıları ve bayram çörekleri yaparlardı. Biz çocuklar da onların yanında bekler, fırından çıkan tatlılardan ve çöreklerden ilk biz tadardık.

Lenkeran şehrinde Nevruz böyle karşılanırdı. Fakir-zengin fark etmeksizin bayram akşamı herkesin sofrasında pilav, levengili tavuk (Lenkeran mutfağının şah yemeği) olurdu. Masalarda ise çeşit çeşit tatlılar, şekerler, çikolatalar, meyveler, şekerbura, baklava ve şeker çörekleri bulunurdu ve hâlâ bulunur. Bayram soframız Mart ayının sonuna kadar açık tutulur. Bayram sabahından itibaren Mart ayının sonuna kadar akrabalar, dostlar ve komşular birbirlerinin evine bayramlaşmaya giderler.

Azerbaycan halkının manevi değerlerinin unutulmaz bir parçasıdır Nevruz Bayramı. Nevruz etkinliklerinin ana karakterleri Kosa ve Keçel’dir (Kel). Bayrama özel oyunları ile baharın kışla mücadelesini yansıtırlar. Kış, yerini bahara bırakmak istemez ve bahar da bu mücadeleyi kazanmak için çabalar. Bu, Kosa ve Keçel’in mizahi temsili olarak sahnelenir.

Nevruz’da yumurtalar boyanır. Beyaz, mavi, yeşil ve kırmızı renkler dört mevsimi, sevgiyi ve barışı simgeler. Nevruz’da yapılan tatlılarımızın da farklı anlamları vardır: Goğal – Güneş’i, şekerbura – Ay’ı, baklava ise – Ateş’i simgeler. Bizim Güney bölgemizde Nevruz tarih boyunca gösterişli bir şekilde kutlanır.

Şimdi ise birçok aile şehit ailesi olarak onurlu bir ada sahip. Evlatları, eşleri şehit olan insanlar, onların hayatta oldukları zaman kutladıkları gibi bu bayramı içten kutlayamıyorlar. Nereye baksalar, sol yanlarının eksik olduğunu hissediyorlar. Artık bayram günü, şehit ailelerine de ziyarete gidiliyor.

Hiç unutmuyorum, 20 Mart 1998 yılıydı. Rahmetli liderimiz Haydar Aliyev, Karabağ’dan zorla göç ettirilmiş soydaşlarımız için düzenlenen Nevruz etkinliğinde şöyle demişti:

“Gün olacak ki, Nevruz Bayramı’nı bir yıl Şuşa’da, bir yıl Laçın’da, diğer yıl Kelbecer’de, Ağdam’da, Füzuli’de, Cebrayıl’da, Zengilan’da, Kubadlı’da kutlayacağız. Eminim ki, bu böyle olacak.”

O konuşmadan 22 yıl geçti. 2020 yılı 27 Eylül’de, Ali Baş Komutanımız İlham Aliyev’in “Demir Yumruk” sloganı altında başlatılan 2. Karabağ Savaşı’nda Azerbaycan’ın muzaffer ordusu o toprakları düşmandan kurtardı. Cumhurbaşkanımız “Ben çok mutluyum ki, babamın vasiyetini gerçekleştirdim” diyerek 30 yıllık hasretimize son verdi. Şimdi Nevruz Bayramı, Karabağ’ımızda da büyük bir mutlulukla kutlanıyor.

Bunları yazmak zorundayım. Çünkü Karabağ işgal altındayken – evet, güzeller güzeli Karabağ’ımız 30 yıl düşman işgalinde kaldı – hiçbir bayramı içtenlikle kutlayamazdık. Bizde bir söz vardır: “Bir gözümüz ağlardı, bir gözümüz gülerdi.” Yüce Yaradan’a şükürler olsun ki, artık Karabağ Azerbaycan’dır ve yeniden Nevruz Bayramı’nı kutluyor.

Gelişiyle doğaya tazelik getiren, insanın ruhunu yenileyen bu Nevruz’un artık dünyada savaşların, katliamların ve kötülüklerin sonlanmasına; insanların huzur içinde, kardeşçe ve mutluluk dolu bir hayat yaşamalarına vesile olmasını dilerim.

Bu baharda yağan yağmurların ve esen rüzgârların evreni kötülüklerden, yalanlardan ve ihanetlerden temizleyeceğine inanmak istiyorum.

Nevruz Bayramı’nı kutlayan herkesi tebrik ediyor, onlara sağlık, huzur, mutluluk ve sevgi dolu bir ömür diliyorum.

Nevruz Bayramı’nız kutlu olsun, dostlar!

Bu İçeriği Paylaş
Bağlantılar:
Araştırmacı Yazar
Yorum yap

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Exit mobile version