Bir Hak Dostu: “Sen kabrini bir hazine sandığı bil, bu dünyada iken onu iyilikler ile doldur. Bir gün emri hak vaki olduğunda, kabrinde gördüklerin seni memnun edecek.” demiştir.
Özellikle pandemi sürecinden sonra zamanlar bereketini yitirdi. Günler, haftaları ve ayları adeta kovalıyor. İnsanlarımız mutsuz, düşünceli ve dalgın; sanki milletçe üzerimizde bir ölü toprağı var.
Bir yandan da ömür hızla tükeniyor, sevdiklerimizi bir bir ahirete yolcu ediyoruz. Mezarlıkların şehrin merkezinde yer aldığı, ölümden çekinilmeyen bir medeniyetten; mezarlıkların şehrin dışında bırakıldığı ve ölünmeyecekmiş gibi yaşanıldığı dönemlerden geçmekteyiz.
Ömür sayfalarını en güzel yapraklarla doldurmak ve tertemiz olarak bu dünyayı terk etmek en büyük idealimiz olmalı.
Geriye dönüp baktığımda, yaşadığımız üzüntüler, kaygılar, telaşlar hepsi yüzümde acı bir tebessüm oluyor. Hiçbiri bizimle yaşamıyor çünkü vaktini doldurup gidiyor. Sonbahar olunca sararan yaprak misali, baharlarda yine çiçek açıyor, yeşeriyoruz; lakin ömür sermayemiz de birer birer elimizden kayıp gidiyor.
Ortalama yaşam süremizin 60-70 yıl olduğunu düşündüğümüzde, 30’lu yaşlara giren bir insanın çok daha dikkatli bir hayat sürmesi gerektiği kanaatindeyim.
Hazreti Ömer’e ait olduğu belirtilen bir menkıbede, Hz. Ömer her an kendisine ölümü hatırlatacak bir görevli tayin eder. Birkaç sene sonra ise Hz. Ömer, bir sabah abdest aldığında sakallarında beyazlar çıkmaya başladığını fark eder ve görevliye artık ihtiyacı olmadığını belirtir. Şöyle der: “Artık beyazlıklar çıkmaya başladı. Bunlar artık ölüm habercileridir, hatırlatmanıza lüzum kalmadı.”
Üstat Necip Fazıl ise son nefese bambaşka bir boyut kazandırır:
“Ölüm güzel şey, budur perde ardından haber;
Hiç güzel olmasaydı ölür müydü peygamber?”
Sanırım sorun, hazırlıklı olmadığımız için ölümden ve sonrasından korkmamızdır.
Yaşadığımız ömrün güzel sayfalar ile doldurulması temennisiyle, tüm okuyucularımıza hayırlı bayramlar diliyorum.
Hayırla kalınız.