Doğumla başlayan bir serüven, nefes bizi hayata bağlayan, olmazsa olmazımız. Şimdilerde çokça duyuyoruz; Nefes Koçları, Nefes Teknikleri, Doğru Nefes… Peki, nasıl nefes alıyorsun, doğru mu, yanlış mı? Doğru nefes alamazsan ne olur? Hadi bir bakalım.
Önce kapat gözlerini, rahatça otur ve hiç müdahale etmeden nefesini fark et. Burundan mı, ağızdan mı alıyorsun? Alırken karnın mı şişiyor yoksa göğsün mü? Ve verirken ağzından mı, burnundan mı? Hazır mısın gerçekleri duymaya?
Doğru nefesi gözlemlemek istersen, bebeklere bak, hayvanlara bak; en doğal, en saf haliyle kullanır onlar nefesi. Ağzımız yemek yemek içindir, sindirim içindir (nefesten önce bir çok şey içindir) ya da performans esnasında buruna destek solunuma katılır. Ama ağızdan nefes almak, Sempatik Sistemi uyarır, yani alarm durumunda bedenin kendini korumaya aldığı sistemi. Sempatik Sistem aktifken metabolizma hızımız minimuma iner -Tehlike var- der ve kortizol salgılanır. Algımız, hafıza işlevleri, sindirim sistemi yavaşlarken, sürekli ağızdan alınan nefes dolayısıyla uzun vadeli kortizol salınımı kalbi gereksiz yorar, sağlıklı hormonların baskılanmasına yol açar. Uyku bozukluğu, yorgunluk hissi, algıda, koordinasyonda ve hafızada bozukluklar ortaya çıkar.
Ve nefesi ağızdan veriyorsan, burayı dikkatli okumalısın! Nefesin aldığımızdan daha uzun sürede veriliyor olması gerekir. Fakat ağızdan verirken tek hamlede çabucak veririz ve sonuçta aldığımız havayı yeterince verimli kullanamamış oluruz. Tüm bunların dışında, ağız nefesi hızlı olduğu için stres seviyesini yükseltir.
Hadi bir de göğüs mü, karın mı kısmına bakalım. Eğer göğüs dediysen; sen de çocukluktan itibaren “Dik Dur” girdabına kapılanlardansın demektir. Göğüsten aldığımız nefes, karından aldığımız nefese göre daha yüzeysel kalır ve aslında ciğerlerimizi tam kapasiteyle havalandıramamış oluruz. Dolayısıyla nefes alışverişimiz de oksijeni kaliteli seviyede alamamış organlarımıza yeterli oksijenlenme sağlayamamış oluruz. Peki, bu bizde nasıl sonuçlara sebep olur? Uzun vadede organların yetersiz oksijenlenmesi ile yaşanılan organ problemleri, tıpkı suyun eksikliği gibi, yanlış nefes de cilt ve sistemik problemlere gebedir.
Doğru nefes ile akciğeri tam kapasite kullanabilmemiz için nefes alırken karnımızı şişiriyor olmamız gerekir. Bunu başlangıçta tiyatro gibi yapsak da, zamanla deneyimledikçe göğüs nefesimiz kendiliğinden diyafram nefesine dönüşecektir. Peki sadece nefesi karına indirmek yeterli mi? Maalesef değil. Nefes alırken karnı şişirdiğimiz yöntemi oturtup deneyimledikçe dört yönlü nefese doğru ilerletmeliyiz. Yani nefes alırken sadece karnımız değil, yanlardan ve sırttan da genişlemeyi hissediyor olabilmeliyiz.
O zaman doğru nefes; burundan alıp burundan verdiğimiz, alırken karnımızın şiştiği ve verirken karnımızın içeri doğru çekildiği nefestir. Alırken üç birimde alıyorsak, verirken altı birimde veriyor olmalıyız. Yani nefes olabildiğince kontrollü, yavaş ama en derinlerde olmalı. Böylelikle aslında bebeklikteki o en saf kullandığımız temel nefes şekline tekrar dönmüş oluruz.
Doğru nefes, Parasempatik sistemi devreye sokar, beden olması gerektiği gibi rahat formuna kavuşur, metabolizma hızımız artar. Koordinasyon, algı, sindirim sistemi, hafıza gibi beceriler olması gerektiği performansıyla çalışır. Dolayısıyla uyku sisteminde rahatlama; uykuya kolay geçiş, kaliteli uyku, organların yeterince oksijenlenmesi, hayat ve sağlığımıza katkı sağlar.