Hayat, sayısız ihtimallerle doludur. Bir insanın yaşama ihtimali, ölme ihtimaline oranla çok küçüktür. Hemen şu anda, bin bir sebepten ölümle yüzleşebilirsiniz. Mesela; kalbiniz yorulup çalışmayı bırakabilir. Susayıp su içmek için kalktığınızda ayağınız burkulabilir ve kafanızı bir yere çarparak beyin sarsıntısıyla hayata veda edebilirsiniz. Suyunuzu içerken birden su, boğazınıza kaçıp sizi boğabilir. Şiddetli bir deprem, yoğun bir yağışın getirdiği önlenemez bir sel ya da hiç hesapta olmayan bir fırtına sizi hayattan koparabilir. Evinizde veya komşunuzda çıkacak olası bir yangın ya da elektrik kaçağı, sizle eceliniz arasındaki köprü olabilir. Evinize bir hırsız girmeye çalışırken size ölümcül bir zarar verebilir. Yakınınızda bulunan birisi ani bir sinir krizi geçirip ölümünüze neden olabilir. Mutfağınızdaki tüp ya da elinizdeki telefon patlayabilir. Çatınızdan üzerinize kuvvetli bir yıldırım düşebilir. Üzüntülü bir haber alıp aklınızı yitirerek kendinize kıyabilirsiniz. Bir uçak kaza yapıp binanıza düşebilir. Velhasıl birbirinden alakasız daha birçok sebeple tam da şu an hepimiz ölebiliriz. İhtimaller çok fazladır. Peki ya yaşamamızın olasılığı nedir? Tüm bu ölüm senaryolarının gerçekleşmemesi. Ölüm ihtimallerinin hepsini engellemeyi barındıran tek bir olasılığa tutunarak yaşama devam ederiz. Hiçbir ölümcül aksaklık olmadığı takdirde bir saniye daha yaşarız. Ortalama yetmiş senelik bir ömürde, kim bilir kaç saniye, tek bir ihtimal çevresinde örülüp nasibimize yar oluyor? O halde binlerce ölüm ihtimalini yenip küçücük yaşama olasılığını her seferinde yakalıyorsak bizler şanslı olanlardan mıyız?
Şans, ne kadar da ilginç bir konu! Kimi zaman beklenmedik bir gülümseme kimi zaman yokluğuna sığınıp mesuliyetlerimizden kaçtığımız bir liman. Sahi, gerçekten şans diye bir şey var mıdır? Örneğin, bir yazı tura oyununda hangi tarafın üstte kalacağı tamamen şansın eseri midir? Atılan bir çift zarın bize bakan yüzeyindeki sayılar tesadüfi midir? Trafikte hiç kırmızıya takılmamak, ödevinizi yapmadığınız bir günde öğretmeninizin rahatsızlanıp okula gelmemesi, telefonunuzu düşürdüğünüzde kırılmaması bunlar hep şanstan mıdır?
Kimilerine göre hayat müthiş bir kaotik yapıya sahiptir ve insan hatta evren bu kaosun ortasında bir yığın olasılığın aynı hizaya gelmesiyle var olmuştur. Fakat bu fikir, muhalefet edilmeye çok açık bir fikirdir. Çünkü kaos, bir kargaşa halidir. Hiçbir şeyin sonucunun ve sebebinin kesinlik taşımadığı bir karışıklıktır. Evrende ve insandaysa bariz bir sebep sonuç tutarlılığı vardır. Yerçekimi bugün sebepsiz yere kuvvet uygulamaktan vazgeçecek, diyemeyiz. Gezegenlerin durduk yere yörüngelerinden çıkacağına dair bir tezimiz de yoktur. Bildiğimiz bütün fiziki evren, sebepler silsilesiyle var olmuştur ve varlığını devam ettirmektedir. Keza bu sebeplere bağlı olarak sonuçları da kaçınılmazdır. Ateşe elimizi çıplak bir biçimde sokarsak yanacaktır. Bugün ateş kaotik bir yapıdadır, belki yakmaz, diye bir belirsizlik yaşamayız. Bunun gibi tüm fiziki yasalar kaotik bir yapıda değil de düzenli bir yapıda yaşadığımızın delilidir. Bu çıkarımları okurken bile gözlerimizin ve beynimizin koordinasyonu tesadüfi değildir. Bu yüzden de “Evren ve insan kaotik bir yapıya sahiptir.” demek, sadece bizim kontrolümüzün dışında ve sürekli hakim olamadığımız sistemleri karmaşayla suçlamaktır. Kendi yetersizliğimizi kabullenmek yerine kaosu bahane ederiz. Çünkü kaosun içerisinde bizlerin hiçbir fırsatı yoktur ve bu inanç, üzerimizdeki tüm sorumluluklardan vicdanımızı kurtarmamıza yardımcı olur. Bu kaosa içten içe bazen bilinçli bazen bilinçsizce inanmaya başladığımızda şansımızın kölesi olmaya başlarız. Kendimizi şanslı addedip tuhaf riskler alabiliriz ya da tam tersi her başarısızlığımızı şanssızlığımızın sırtına yıkıp gerçeklerden uzaklaşabiliriz. O yüzden fiziki kanunları ve bu kanunların düzen içinde var olduğunu kabullenmemiz gerekir ki bu bir inanç değildir, salt gerçekliktir. Bu gerçeklikse bizi akli bir çıkarımla elbette bir inanca götürür; düzen varsa düzenin kurucusu ve devam etmesini sağlayan bir idarecisi de olmalıdır. İstisnasız her şeyi neden sonuç içerisinde var eden bir yaratıcı, adına ne derseniz deyin bu hayatın gözlenebilir kısmının getirdiği bir zorunluluktur.
O halde İslam inancına göre konuya baktığımızda şans kelimesi, bilinçli kullanımında neredeyse ilahı inkara denk gelmektedir. Neden bu kadar iddialı bir cümle kurdum? Çünkü her şeyi yaratan Allah’ın, kendi kontrolü dışında rastgelelik temelli alanların bulunduğunu söylemiş oluruz. Örnekle açıklamam gerekirse yazı tura oyununda kazanmanız, rastgele bir durum değildir. Allah’ın sizin kazanmanızı istemesi ve bunun kaybetmenizden sizin için daha hayırlı olmasıyla yarattığı bir eylemdir. Sizler bir seçimde tarafsızlığınızı koruyarak hakkaniyet sağlamak adına yazı tura atabilirsiniz, bu gayet normaldir. Fakat bunun sonucunda “Kazandım, ne kadar şanslıyım ya da kaybettim, ne kadar şanssızım.” Demeniz, inanç bazında bu iş rastgele oldu, manasına gelir. Halbuki işin sonucunu sizin lehinize veya aleyhinize görünecek şekilde yaratan bir Allah vardır. O an kaybetmenizi de olumsuz bir sonuç olarak görmemelisiniz çünkü o eylemi yaratan, süreçte sizi bir hayra götürecektir.
İslam’da Allah’ın sizin için denk getirmesine tevafuk denir. İnsanlar tevafuk bilincine ne kadar ulaşırsa kendilerini ve işlerini, o denli düzene sokmaya meyyal olurlar. Yaygınlaşmış bir söylem hatası olarak şans kelimesini kullansak da bunu önce inanç düzeyinde, sonra da mümkünse dil düzeyinde değiştirmeliyiz.