İnfertilite ya da kısırlık dünya nüfusunun %15’inin karşılaştığı yaklaşık 70 milyon çifti etkileyen bir durum haline gelmiştir. İnfertilite 12 ay boyunca korunmasız ve düzenli ilişki yaşayan çiftlerin bebek sahibi olamaması olarak tanımlanır. İnfertiliteye sebep olan durumların başında yaşam tarzı, genetik faktörler, hormonal düzensizlikler, beslenme alışkanlıkları ve üreme sistemi rahatsızlıkları yer almaktadır. Önerilen ilk tedavi yöntemleri ise beslenme alışkanlıkları ve yaşam tarzının değiştirilmesi ile birlikte gerekli görülürse tüp bebek tedavisinin uygulanmasıdır.
1. Diyet Türleri
Farklı beslenme şekilleri doğurganlık açısından incelenmiştir. Şu ana kadar Akdeniz diyetinin her iki cinsiyet üzerinde de önemli olumlu etkileri olduğu görülmüştür. Yüksek antioksidan ve antienflamatuar içeriği sayesinde, doğrudan veya dolaylı olarak kısırlıkla ilişkili çeşitli hastalıklara karşı koruyucu etki göstermektedir. Kadınlarda, Akdeniz diyeti tüp bebek tedavisinde canlı doğum şansını artırmak, dismenore riskini azaltmakta ve adet döngüsünü düzenlemektedir. Erkeklerde ise sperm konsantrasyonunu ve sperm hareketliliğini artırmaktadır. Ayrıca, tekli doymamış yağ asitleri içeren zeytinyağı tüketimi, sperm lipid zarını ve mitokondriyal fonksiyonu düzenlemeye yardımcı olmaktadır.
Batı tarzı beslenme her iki cinsiyet üzerinde de olumsuz etkilere sahiptir. Yüksek basit karbonhidrat, doymuş yağ ve yağ asidi içeriği nedeniyle, düzenli ve yüksek tüketim metabolik bozukluklara ve obeziteye yol açarak hormonların dengesiz oranlarda salgılanmasına neden olur. Bunun yanı sıra bağırsak mikrobiyotasında değişiklikler görülmekte olup, bu durum artan inflamasyon, bağırsak geçirgenliği ve stres ile ilişkilidir. Kadınlarda, Batı tarzı beslenme polikistik over sendromu (PCOS) riskini artırırken, yumurta kalitesini düşürmektedir. Erkeklerde ise anormal meni parametreleri, hareketlilik bozukluğu ve mitokondriyal fonksiyon bozukluğu ile ilişkilidir.
Pro-fertility diyeti, yeni bir beslenme modeli olup. Akdeniz diyeti ile benzerlik göstermektir ve belirli besin takviyeleri içermektedir. Güncel araştırmalar, bu diyetin embriyo transferi, canlı doğum şansı, endometrial kalınlık ve yumurta sayısı üzerinde olumlu etkileri olduğunu göstermektedir.
Vejetaryen diyet bazı tartışmalı yönlere sahiptir. Erkeklerde hayvansal proteinin tamamen diyetten çıkarılması gereksiz olabilir ve sperm kalitesini olumsuz etkileyebilir, ancak bağırsak mikrobiyotası üzerinde olumlu etkileri bulunmaktadır. Prudent diyet, kardiyovasküler hastalıklar, bazı kanser türleri ve diyabet riskinin daha düşük olmasıyla ilişkilidir. Glutensiz diyet ise yalnızca çölyak hastalığı veya gluten hassasiyeti durumunda kısırlık üzerinde etkili olabilir; aksi takdirde, glutensiz ürünlerin içeriğinden kaynaklanan olumsuz etkiler görülebilir. Son olarak, kalori kısıtlamasında aşırıya kaçılması vücutta inflamasyonu ve stres faktörünü artırarak hormonal dengesizliğe yol açmakta ve üreme sistemi bozukluklarına sebep olmaktadır.
2. Makro Besinler
Makro besinler, diyet planının önemli bir parçasıdır. Dengesiz karbonhidrat tüketimi, vücutta inflamasyona ve oksidatif strese neden olmaktadır. Aşırı ve basit karbonhidrat tüketimi, metabolik bozukluklar, obezite, diyabet ve bağırsak mikrobiyotasındaki dengesizliklerle ilişkilidir. Basit karbonhidrat tüketimi, hiperinsülinemi riskini artırarak folikülogenez, LH ve FSH konsantrasyonlarını etkileyebilir ve tüp bebek tedavisinde düşük ve başarısız implantasyon riskini artırabilir. Ek olarak, glisemik indeks ve yük, pişirme yöntemi ve fruktoz tüketimi kısırlık ile ilişkilendirilmektedir. Her iki cinsiyet için düşük glisemik indeksli besinler, yeterli lif alımı ve kompleks karbonhidrat tüketimi önerilmektedir.
Hayvansal ürünlere dayalı protein alımı tartışmalı bir konudur. Deniz ürünleri ve balık, kısırlık üzerinde olumlu etkilere sahiptir. Ancak, kırmızı et ve kümes hayvanları, yüksek doymuş yağ, hormonal kalıntılar ve antibiyotik içerikleri nedeniyle doğurganlığı olumsuz etkileyebilir. Ayrıca, düşük protein tüketimi hormonal dengeyi bozarak kısırlığa yol açabilir. Her iki cinsiyet için de düşük yağ içeren bitkisel ve hayvansal protein kaynakları önerilmektedir.
Yağ, hormonal sistem ve üreme sistemi için önemli bir bileşendir. Tekli doymamış ve çoklu doymamış yağ asitleri tüketimi, daha iyi yumurta kalitesi ve embriyo implantasyonu, progesteron seviyeleri, sperm kalitesi, sperm zarı düzenlenmesi ve steroid metabolizması ile ilişkilendirilmiştir. Ayrıca, omega-3 ve omega-6 yağ asitleri oranı önem kazanmaktadır.
Dengesiz oran, vücutta artan inflamasyon ve oksidatif stres ile ilişkilidir. Trans yağ asitlerinin yüksek tüketimi, insülin direnci, diyabet ve metabolik bozukluklarla bağlantılı olup, bunların tamamı doğrudan yumurta ve sperm kalitesini etkilemektedir. Hayvansal kaynaklı doymuş yağ tüketimi, sperm hareketliliği üzerinde olumsuz etkiye sahiptir. Ayrıca, süt yağı tüketiminin kadın kısırlığı üzerinde tartışmalı sonuçlar verdiği gözlemlenmiştir.
3. Mikro Besinler
Mikro besinler, metabolizmamızın bir diğer önemli parçasıdır. Dünya genelinde B vitamini grubu eksiklikleri artmaktadır. Fetal sağlık, DNA sentezi, protein sentezi, gametogenez ve döllenme açısından folik asit takviyesi gebelik öncesinde gereklidir. Vitamin B12 ve B6 da folat-metiyonin döngüsünde kofaktör olarak görev yapar ve embriyo kalitesi ile homosistein seviyeleri ile ilişkilidir. Ayrıca, erkeklerde B vitamini grubu takviyesinin sperm kalitesini, sperm sayısını ve hareketliliğini olumlu etkilediği gözlemlenmiştir.
D vitamini, homeostaz, bağırsak sağlığı ve gen aktarımı için gereklidir. Eksiklik durumunda vücut inflamatuar yanıtı artırır ve üreme sistemi bozuklukları riski yükselir. Özellikle PCOS hastası kadınlarda, D vitamini takviyesinin faydalı olduğu görülmüştür. Erkeklerde ise düşük D vitamini seviyeleri, düşük sperm sayısı, sperm hareketliliği ve morfolojisi ile ilişkilendirilmiştir. E vitamini ve C vitamini, antioksidan etkileri sayesinde oksidatif stres, artan inflamatuar yanıt, ağır metal hasarı ve mitokondriyal aktivite üzerinde olumlu etkilere sahiptir.
Selenyumun antioksidan etkisi, üreme sistemi üzerinde önemli bir koruyucu etkiye sahiptir. Yetersiz seviyeleri, kadınlarda doğurganlık problemleri, düşük riski, düşük doğum ağırlığı ve fetüsün sinir sistemi üzerinde komplikasyonlarla ilişkilendirilmiştir. Çinko ise DNA sentezi, üreme hücrelerinin gelişimi, embriyo gelişimi, sperm morfolojisi ve sperm sayısı için gereklidir. Demirin özellikle hayvansal kaynaklı olan hem formu, eksiklik durumunda daha iyi emilimi sağladığı için önemlidir. Bakır ve manganez enerji metabolizması, doğurganlık süreci ve enzim metabolizmasında yardımcı faktör olarak görev almaktadır.
Q10, L-karnitin, kuersetin, resveratrol, likopen, N-asetilsistein (NAC), zerdeçal, zencefil ve acı biber gibi antioksidan ve antienflamatuar etkisi bulunan diğer bileşenlerin takviyesi, sağlıklı beslenme düzeni ile birlikte umut verici sonuçlar göstermektedir.
Son olarak, sağlıklı bir beslenme düzeni ile birlikte orta düzeyde fiziksel aktivite, üreme sisteminin düzgün çalışması için gereklidir. Birbirine oldukça benzeyen Akdeniz diyeti ve Pro-Fertility diyeti, kısırlık üzerinde olumlu sağlık faydaları sunmaktadır. Bunun yanı sıra, basit karbonhidratlar, doymuş yağ, trans yağ asitleri, alkol, kafein, şekerli içecekler, sigara ve cıva gibi zararlı maddelerden kaçınılması veya bunların sınırlandırılması faydalı olacaktır.
Özellikle vegan veya vejetaryen bireylerin vitamin ve mineral eksiklikleri açısından ek takviyelere ihtiyacı olabilir. Folik asit ve diğer takviyeler, gebelik öncesinde, gebelik sırasında ve hamile kalmayı planlayanlar için uzman kontrolünde kullanılmalı, hekim diyetisyen işbirliği ile beslenme ve yaşam düzeni oluşturulmalıdır.